Şubat Ayı Neden 30 Çekmez? Bir Toplumsal Zaman Kurgusunun Anatomisi Zamanı anlamlandırmak, insanlığın toplumsal örgütlenme biçimlerinin en eski çabalarından biridir. Bir araştırmacı olarak toplumların zamanı nasıl kurguladığına baktığımda, takvimlerin yalnızca astronomik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyolojik bir inşa olduğunu görürüm. Şubat ayının neden 30 çekmediği sorusu, yüzeyde basit bir astronomik veya tarihsel açıklamaya sahipmiş gibi görünse de, aslında derin bir toplumsal temsile sahiptir. Zamanın ölçülmesi, tıpkı toplumsal roller gibi, güç ilişkilerinin, normların ve değerlerin yeniden üretildiği bir alandır. Zamanın Toplumsal İnşası ve Normatif Düzen Toplumlar zamanı yalnızca ölçmek için değil, düzen kurmak için de kullanır. Takvim, günlerin ardışıklığından çok…
12 YorumGizemli Hikaye Köşesi Yazılar
İtiraf edeyim: “kamuya kapalı alan” dendiğinde aklıma sadece turnikeler gelmiyor; görünmez sınırlar, sessiz uyarılar ve “burada yalnızca belirlenen kadar kalabilirsin” diyen bir düzen geliyor. Ve bu düzeni sorgulamadığımız her gün, yurttaşlığımız biraz daha büzüşüyor. Kamuya Kapalı Alan Ne Demek? Sınırın Adını Koyalım Kamuya kapalı alan, en yalın hâliyle, herkesin serbestçe giremeyeceği, kullanamayacağı ya da ifade özgürlüğünü sınırlı biçimde kullanabileceği mekân demektir. Bu kısıtlama kapıda duran bir görevli, bir turnike, bir ücret, bir kart, bir “özel mülk” levhası veya daha sinsi biçimde “etiketlenecek davranış kodları” aracılığıyla uygulanır. “Kamuya kapalı alan ne demek?” sorusunu bugün bu kadar kritik yapan şey, yalnızca fiziksel…
10 YorumSamsak Döveci Ne Anlama Gelir? Edebiyatın Gücüyle Bir Çözümleme Kelimenin Gücü ve Anlatının Dönüştürücü Etkisi Edebiyat, kelimelerle dokunan bir dünyanın kapılarını açar; her harf, her sözcük, bir anlam evreninin parçasıdır. Yazarlar, kelimeleri sadece birer araç olarak değil, aynı zamanda toplumların tarihini, kültürünü ve değerlerini taşıyan taşıyıcılar olarak kullanır. Her metin, bir okur tarafından farklı bir gözle değerlendirilir ve yeni anlamlar kazanır. Bu yüzden kelimelerin gücü, yalnızca dilin yapısal kurallarına dayanmaz, aynı zamanda insanların deneyimleriyle şekillenen çok katmanlı anlamlar barındırır. Bugün ele alacağımız “Samsak Döveci” terimi, tıpkı bir halk türküsünün, bir atasözünün ya da bir mitolojik anlatının ötesinde, iç içe geçmiş…
10 YorumÖğrenciye kalıcı, herkese açık bir “standart indirim” Kamil Koç’un resmi sayfalarında yer almıyor; indirimler kampanyalar ve partner kodlarıyla değişiyor. Seyahat planı yaparken bir yandan bütçeyi, bir yandan da adaleti düşünmeyi sevenlerdenim. “Kamil Koç öğrenci indirimi var mı?” sorusu etrafında küçük bir beyin fırtınası yapalım istedim. Masada iki yaklaşım var: Erkeklerin daha objektif ve veri odaklı bakışı “resmi bilgi ne diyor?” diye soruyor; kadınların duygusal ve toplumsal etkileri önceleyen bakışı ise “bu indirimler kime nasıl dokunuyor?” diye… İkisini yan yana koyunca resim hem netleşiyor hem de derinleşiyor. Kamil Koç Öğrenci İndirimi Var mı? (Bugünün Resmi Tablosu) Veri meraklılarının ilk durağı resmi…
Yorum BırakKaç Tane Gurbetçi Var? Felsefi Bir Sorgulama Bir filozofun gözünden bakıldığında, “Kaç tane gurbetçi var?” sorusu yalnızca bir istatistik sorusu değildir. Bu, varlıkla, bilgiyle ve değerle ilgili daha derin bir çağrıdır. Çünkü sayı, sadece matematiksel bir gerçeklik değil; aynı zamanda insanın kendini ve başkasını anlamlandırma biçimidir. “Gurbetçi” dediğimizde, bir nüfus kategorisinden çok, bir varoluş hâlinden söz ederiz. Epistemolojik Yaklaşım: Gurbet Bilgisi Nedir? Epistemoloji, yani bilgi felsefesi açısından bakarsak, “gurbetçilik” hakkında bildiklerimiz ne kadar gerçektir? Devletler “kaç kişi yurtdışında yaşıyor” diye sayabilir, ama bu sayılar bir hakikatin sadece yüzeyini gösterir. Gerçek bilgi, gurbetçinin hissettiği eksiklikte, yabancılaşmada, aidiyet arayışında gizlidir. Bilgi, yalnızca…
10 Yorumİç Monolog Tekniği Ne Demek? Tarihin Sessiz Tanıklarıyla Bir Zihnin Diyaloğu Tarihçinin Girişi: Zamanın İç Sesini Dinlemek Geçmişin yankılarını dinlemeye çalışan bir tarihçi olarak, her belge, her anı, her iz bana şunu fısıldar: “Tarih, yalnızca yaşananların değil, hissedilenlerin de kaydıdır.” Toplumların dönüşümünü incelerken, yalnızca dışsal olaylara değil, insanların zihinlerindeki iç konuşmalara da kulak vermek gerekir. Edebiyatta “iç monolog tekniği” olarak bildiğimiz yöntem, aslında tarih boyunca insanın kendiyle hesaplaşma biçimidir. Her çağ, kendi iç sesini bir şekilde duyurmuştur — kimi zaman bir filozofun sorgulamalarında, kimi zaman bir roman karakterinin sessiz düşüncelerinde. İç Monolog Tekniği Nedir? İç monolog, bir karakterin duygu, düşünce…
14 YorumGülmek Yüzü Güzelleştirir mi? Ekonomi Perspektifinden Bir Analiz Kaynakların Sınırlılığı ve Seçimlerin Sonuçları: Bir Ekonomistin Girişi Ekonomi, en temel seviyede, sınırlı kaynaklar ile sınırsız arzular arasında denge kurma sanatıdır. Bireylerin her gün karşılaştığı seçimler, bu temel ilkeler üzerine inşa edilir. Örneğin, bir kişi zamanını, parasını ve enerjisini nasıl harcayacağına dair bir karar verirken, kaynakların sınırlılığı ve bunun sonucunda elde edeceği fayda arasında bir denge kurmaya çalışır. Gülmek gibi basit görünen bir eylem de bu kararların bir parçası olabilir mi? Gülmek, insanın yüzünü güzelleştiren bir etki yaratır mı? Ekonomist bakış açısıyla, bu gibi sorulara yanıt verirken, hem bireysel hem de toplumsal…
10 YorumEn Sağlıklı Saklama Kabı Hangisi? Bir Evdeki Küçük Kararın Büyük Hikâyesi Bazı hikâyeler vardır ki gündelik hayatın içinde saklıdır. Ufak gibi görünen bir seçim, aslında koca bir yaşam tarzının aynasıdır. Bugün sana böyle bir hikâye anlatmak istiyorum… Bir mutfakta, bir buzdolabının önünde başlayan ama sağlıktan sevgiye kadar uzanan bir yolculuğun hikâyesi. Bir Ev, İki Farklı Bakış Ayşe ve Emre beş yıllık evli bir çiftti. İkisi de hayatı kendi gözlüklerinden görürdü. Ayşe, sevdiği insanlara en iyisini sunmak isteyen, duygularıyla düşünen, her detayda anlam arayan bir kadındı. Emre ise mühendis ruhlu, çözüm odaklı, stratejik kararlar vermeyi seven bir adamdı. Bu ikilinin evinde…
14 YorumAhşap Kaplamanın Hikâyesi: Zamanın Dokunuşuyla Yüzeylere Ruh Vermek Bazı hikâyeler bir marangoz atölyesinin kokusunda başlar. Talaş tozu havada süzülürken, eski bir masanın üzerinde bir hayalin şekil bulduğunu görürsünüz. O masa, yalnızca bir mobilya değildir; bir evin kalbinde, bir hatıranın taşıyıcısıdır. Ahşap kaplama da işte tam bu noktada devreye girer: Yalnızca yüzeyi güzelleştirmek için değil, bir eşyaya ruh, bir mekâna karakter kazandırmak için… İki İnsan, Bir Masa ve Ahşabın Dili Ali ve Elif, küçük ama sıcak bir marangoz atölyesini birlikte işletiyorlardı. Ali, çözüm odaklı ve stratejik düşünen biriydi. Her projede malzeme, dayanıklılık ve maliyet hesabı yapmadan işe başlamazdı. Elif ise insan…
6 YorumGörüngü Dünyası Ne Demek? Tarihin Aynasında Gerçeklik, Algı ve Dönüşüm Bir tarihçi olarak geçmişi anlamaya çalışırken sık sık şu soruya dönerim: Gerçek dediğimiz şey, gerçekten var olan mı, yoksa bizim ona yüklediğimiz anlam mı? Zamanın tozlu sayfalarında gezindikçe fark ederim ki, insanlık tarihi yalnızca olayların değil, o olayların görüngülerinin yani görünüşlerinin tarihidir. Görüngü dünyası — başka bir deyişle, fenomenler dünyası — bize gerçeğin yüzünü değil, yansımasını gösterir. Ancak işte o yansıma, insanın dünyayı anlamlandırma biçimini belirler. Görüngü Kavramının Kökeni: Antik Felsefeden Modern Düşünceye “Görüngü” sözcüğü, Yunanca phainomenon yani “görünür olan” anlamına gelir. Platon ve Aristoteles’in düşünce dünyasında bu kavram, varlık…
14 Yorum